İçimiz yandı

Hiç şüphesiz ateş en fazla düştüğü yeri yakıyor. Ateş bu defa Fransa’nın Mulhouse kentinde, beş katlı bir binaya düştü. Yanan binada dördü Türk vatandaşı olmak üzere, altı kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden 4’ü ise çocuktu. Damla henüz 7 yaşında, kardeşi Emirhan Aksu ise 6’sınd.... —  Murat Kubat

Hiç şüphesiz ateş en fazla düştüğü yeri yakıyor.

Ateş bu defa Fransa’nın Mulhouse kentinde, beş katlı bir binaya düştü. Yanan binada dördü Türk vatandaşı olmak üzere, altı kişi hayatını kaybetti.

Hayatını kaybedenlerden 4’ü ise çocuktu.

Damla henüz 7 yaşında, kardeşi Emirhan Aksu ise 6’sındaydı. Hayatını yitiren diğer bir çocuk Senem ise 10 yaşında.

Vücudunun yüzde 60’ı yanan ve iki haftadır tedavi gören Senem’in annesi Nihal Ertuç da hayatını kaybetti.

Bu hadise yürekleri yaktı adeta.

Suçu işleyen kişi ise, aynı binada kalan, daha önce de farklı suçlara bulaşmış genç biri. Binayı ateşe verdikten sonra çevreye yangın haberini veren de kendisi. Demek ki öncesinde planladığı bu acımasız eylemden böylece sıyrılacağını düşünmüş olmalı.

Yakalandığında ise, suçu işleme sebebi olarak binadaki gürültüyü göstermiş.

Bir insan gürültü sebebi ile bir binayı, içindekilerle birlikte nasıl ateşe verebilir?

İnsanları ateşe vermek nasıl bir ruh halinin ürünü olabilir?

Çocukların diri diri yanmasına sebep olmak nasıl bir vicdanın ürünüdür? Bu nasıl bir vicdansızlıktır?

Bir insan böyle bir eylemi nasıl yapabilir?

Bunu ancak vicdanı örten, kalbi karartan, aklı dumura uğratan nefretle açıklayabiliriz.

Evet nefret!

Farklı dile, farklı kültüre, farklı renge, farklı bir ırka sahip olmanın doğurduğu bir nefret.

Farklılıklarından dolayı insana, kendisi gibi olan diğer bir insana, tepeden bakan, öteleyen ve ötekileştiren, onun yaşama hakkı olmadığını düşünen, ırkçı bir nefret.

Gözü karartan, insana insan olduğunu unutturan, insanları acımasızca ateşe verdirecek boyutta bir nefret.

Oysa birlikte yaşamın en vazgeçilmez unsurudur tahammül.

Toplum üyeleri birbirlerine anlayışla davrandığı takdirde toplumsal huzurdan bahsedebiliriz.

Tahammül gösteremeyen, nefrete kurban gidiyor malesef.

Bir toplumda tahammül, anlayış, hoş görü değil, nefret ve kin hakim olmaya başlamışsa, o toplumda huzur kalmaz.

 

Birlikte yaşamı daha güçlü kılmak, toplumsal safları daha da sıklaştırmak için toplumun üyeleri birbirlerine nefretle değil, sevgiyle; kin ile değil hoşgörüyle bakmaları gerekir. Bunlar ihmal edilmediği müddetçe hiçbir ırkçı söylem, eylem, hareket kendisine alan bulamayacaktır.

Irkçılık, nefret yaşatmayı değil, öldürmeyi yeğler; var etmeyi değil, yok etmeyi tercih eder.

Tahammül, anlayış ve hoşgörü ise öldürmez, yaşatır; yok etmez, var kılmaya çalışır.

Bir kibritin koca bir ormanı yakması gibi, akıllardaki, yüreklerdeki ve dillerdeki ırkçı söylemlerinin ürettiği nefret tohumları da toplumu yakmaktadır.

Bunu görmek lazım.

Görmek lazım ve her türlü aşırılıktan, insanları suç işlemeye itecek, onların ırkçı duygularını kabartacak söylemlerden kaçınmak lazım.

Bir toplum ancak üyelerini yaşatan, var kılan hasletlerle ayakta durabilir.

Bir toplumda güven duygusu, ırkçı söylem ve eylemlere kurban gitmemelidir.

Birlikte yaşamı güçlendirmek için söylemlere dikkat etmek lazım.

Umarım böyle kötü bir hadiseyi yaşamayız; bir daha böyle, içimizi yakan bir olaya şahit olmayız.

Murat Kubat

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Köşe Yazıları